Archive

Posts Tagged ‘Tarhan Erdem’

“Türk Olmayana Mesafe Koyuyoruz”

tarhanerdemÖnce Barack Obama’nın ABD’nin yeni başkanı olması, ardından Cem Özdemir’in Almanya’da Yeşiller Partisi’ne eşbaşkan seçilmesi akıllara “Türkiye’de toplumun geneline göre farklılık gösteren bir lider çıkar mı” sorusunu getirdi. Biz de Türkiye’de uzun yıllardır siyasi eğilimleri yakından takip eden araştırmacı ve köşe yazarı Tarhan Erdem’e “Türkiye’de nasıl lider olunur”, “Seçmenin bir liderden beklentileri nelerdir” gibi sorular sorduk. Tarhan Erdem, sorularımızı 50 yıllık demokrasi tarihimizden ilginç örnekler vererek yanıtladı.

Fotoğraflar: ERGUN CANDEMİR

Bir süredir gündemimizi yeni liderler meşgul ediyor. Acaba Türkiye’de insanların zihninde nasıl bir siyasi lider modeli var? Kime lider diyoruz, lider üzerinde ne tür özellikler taşıyor ya da taşıması gerekiyor? Gerek seçim tahminlerindeki başarısı gerekse toplumsal eğilimleri yakından takip etmesiyle tanınan Tarhan Erdem’e mikrofon uzattık. Erdem’in toplumun beklentileri ve siyasal atmosferimizle ilgili dikkat çekici tespitleri var.

* Siyasi parti lideri dediğimiz zaman nasıl birini anlıyoruz? Görünüş olarak, hitabet açısından, eğitim geçmişi, etnik kökeni gibi kriterler göz önüne alınıyor mu?
Bir tip oluştuğunu sanmıyorum. Türkiye’de tek partiden çok partili hayata geçerken çok değişiklik oldu. Atatürk ve İnönü’yü ayrı tutarsak, Celal Bayar, Adnan Menderes, sonra Süleyman Demirel gibi gerçek bir parti lideri, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Turgut Özal. Şimdi Tayyip Erdoğan. Devlet Bahçeli ve Tansu Çiller gibi isimler kapı aralığında duruyor. Bu liderler bize sabit bir tipoloji tarif etmiyor.
* Ortak bir payda tarif ediyor mu?
Bazıları Türkiye seçmeninin asırlardan beri gelen eğilimlerinin, bazılarıysa Batılılaşmanın sözcüsü olmuşlar. Ecevit ise o gün halka dayalı bir şeyler yapmaya çalışmış, ama tarihsel perspektifte karşılığını bulamamış. Bazısı uzun bir tarihi, bazılarıysa yeniliği temsil etmiş.
*  Cem Özdemir’in Alman Yeşiller Partisi’ne seçilmesi Türkiye’de çok yankı buldu. Bir Türk’ün Almanya’da bir partiye eşbaşkan olması medyada sevinçle karşılandı. Özdemir Türk olduğu için mi seçildi sizce?
Cem Özdemir samimiyetle bir şey söylüyor: “Benim seçilmem şunu gösterebilir; köken bir memlekette siyaset yapmak için ayraçlardan biri değildir. Almanya’da yaşayan insanlar, insanı söyledikleriyle değerlendiriyor. Bu bakımdan benim seçilmem değerlidir”. Türk olmakla bağıntılı bir özelliğinin olmadığına dikkat çekiyor.
tarhanerdem2* Bir lider etnik kimliğini üzerinde taşıyarak siyaset yapmaya kalksa, Türkiye’de nasıl karşılanır? Bir Rum, bir Ermeni yurttaşımız böyle bir şeye soyunsa ne olur?
Cem Bey’in Almanya’daki durumu Türkiye’deki Ermeni ve Rumların durumundan başka bir şey. Benzetme yapacak olursak bizde Japonya’dan gelecek bir adam olması gerekir. Bizim toplumla Japonlar arasındaki farkla ancak Türklerle Almanlar arasında benzerlik kurulabilir. Sadece 1960’lardan beri Türkler orada. Gerçekten Cem Özdemir’in söylediği gibi adamların kökene bakmadan değerlendirme yaptıkları ortada. Bizde böyle bir şey olamaz. Biz asırlardır birlikte yaşadığımız insanlara karşı bile mesafeliyiz.
* Kasten mi azınlıklara idari görev verilmiyor?
Farkına varmadan bir yerlere getiriyoruz, onun o özelliği ortaya çıktığında “keşke yapmasaydık” diyoruz. Osmanlı yönetiminde de Türkiye’de de çoğunluk ırktan olmayan insanlar bir yere gelmiştir. Ancak kimliğini belli ederek gelmemiştir.
* Obama’nın seçimi de yeni oldu?
Siyah olduğunu ortaya koydu. Hatta babası şöyle, annesi böyle; adamın bütün çocukluğundan itibaren o farklılık söylenerek seçildi.
* Obama’nın karşılığı bizde nedir? Kürt müdür, Alevi bir kadın mıdır, türbanlı biri midir? Nereye oturtabiliriz?
Benzetme yapacaksak, bizim içimizde asırlardır yaşayan birine benzetmek gerekir. Obama o toplumda var. Ama Cem Özdemir’in Almanya’daki durumu Türkiye’dekinden farklı bir durum. O benzetmeyi buraya bağlarsak farklı birini tarif etmek lazım. Yeni tanıştığımız bir adam lazım. Öyle biri Türkiye’de siyasete soyunamaz. Biz onu kabul etmeye hazır değiliz.
* Neden hazır değiliz? Düşünce biçimini mi istemiyoruz, engel nedir?
Öyle biri çıkmıyor, çıkamaz çünkü tahammülümüz az. Biz daha komşumuza tahammül edemiyoruz maalesef. Cem Özdemir’e dönersek, şimdi bidonla davul çalması onun üzerinde suni durmuyor. Adamda bu var. Burada halay çekmesi lazım. Özdemir tipinde bir adam Türkiye’de filizlenmiyor.
*Neden?
Kendimizle hesaplaşmamız lazım. Hesaplaşmıyoruz.
* Hangi konularda?
Alışkanlıklarımızı ve kendimizden olmayanlara karşı durumumuzu güçlendirmeyi seviyoruz. Üstün ırk gibi bir şey demiyorum. Siz benim misafirimsiniz, sizin saçınız siyah benimki beyaz diye mesele çıkarıyorum. Etrafımıza böyle sınırlar çekmememiz, devlet yönetimiyle, gündelik hayatla bu özelliklerin ilgisinin olmadığını söylememiz lazım. Bizim içimizde yaşamayan sonradan Türkiye’de yaşamaya başlayan insanın özelliklerinden rahatsız oluyoruz. Düşününüz; Almanya gibi bir toplumda Müslüman bir ailenin çocuğu Cem Bey. O kadar farklı bir durumda. Halbuki biz “dinin siyasetle ne alakası var” diyemiyoruz. Dinine göre, alışkanlıklarına göre ayrım yapıyoruz.
* Türkiye’de bir değişim ihtiyacı var mı sizce?
Evet.
* Mevcut liderler bu değişimi neden gerçekleştiremiyor?
Şimdi bunun bir iki örneğini yaşadık. Günümüzden örnek verirsek yanlış anlaşılabilir, Turgut Özal’ı ele alalım. Özal geldiğinde ilk üç-dört sene kendisi de farklı davrandı, başka fikirler söyledi, yeni ufuklar açtı, ama sonra kendisi de döndü. O mücadele ettiği kavramlara karşı olmayı bırakıp 87’den sonra karşı olduğu yere geçti. Yenilik, binaları yıkıp yeniden yapmak değil. Liderler zihniyeti değiştiremiyor. Yeniliği bir oy alma aracı olarak görüyor.
* Siyaseten mi devam ettiremiyor, toplumda karşılığı mı yok?
Siyaseten. Seçimleri kazanamayacağını düşünüyor. Özal’ın ilk yıllarda dinle ilişkili tavrı önemliydi. Herkesle aynı mesafedeydi, dindar, hacı, hoca, azınlık fark etmeden yaklaştığını göstermişti. Bu bizim demokratik toplumumuz için önemliydi. Mesela Menderes hiçbir zaman kendisiyle din arasındaki ilişkinin tutumunu tayin etmediğini söylememiş, belli etmemiştir. Süleyman Demirel de öyleydi. Köylünün yanına geçerek işi çözüyordu. Ama Turgut Özal, Menderes ve Demirel’den farklı olarak ilk yıllarda ayrıldı. Sonradan o da aynı çizgiye gelmek ihtiyacı hissetti.
* Cem Boyner ve Cem Uzan gibi hazırlanmış liderler de gördük. O tarz bir lider üretmek mümkün mü? Obama için de benzer şeyler söyleniyor.
Bir toplumu yönetecek liderin laboratuarda elde edilmesi mümkün değildir. Lider, hele 50 yıllık demokratik tecrübesi olan bir memlekette halk eğiliminin sonucu olarak ortaya çıkar. Obama geçen sene başkan olacağım deyip ortaya çıkmadı. Ecevit, CHP’nin başına bir senede gelmedi; 1957’de partiye kaydolup 1971’de genel başkan oldu. Bir siyasi akım vardır, o akımın başına adam bulunur. Buna da Süleyman Demirel örnektir. Bize şöyle bir adam lazım, eğitimi şöyle olsun, ayakkabısı böyle olsun, gözü böyle olsun diye bir lider yaratılamaz. Türkiye yıllardan beri bir lider aramaktadır.
* Sizce halkın eğilimleri doğrultusunda nasıl bir lider lazım?
Parti lideri olmak için 10 senedir bir partide olmak lazım da demiyorum. Seçmen sezer, “Benim aradığım bu” der. Bu bulunamadığı için yeni bir parti kurulamıyor. Yoksa muhafazakâr demokratların karşısında çağdaş demokrat bir parti kurulması bir gereklilik.
* Muhafazakâr demokratlar buldu diyebiliyor musunuz?
Bence bulmuştur. Tayyip Erdoğan diye bakmasak da AKP diye bakabiliriz. Tayyip Erdoğan bunu 2011’e taşıyabilir mi bilmiyoruz, ama buraya kadar getirdi. 2007 seçiminden beri AKP lideri farklı bir siyaset yürütmektedir. Bu aynı eğilimde mi devam edecektir, yoksa değiştirecek midir şu an için bilmiyoruz. Olabilir, olmayabilir ya da parti küçülür. Bizim 50 yıllık demokrasi hayatımızda biri en çok oy alan partinin başına geçip, ayrılırken yüzde 7’lerde bırakmıştır ya da çok küçük bir partiyi birinci parti durumuna getirmiştir. Muhafazakâr demokratların geleceği bu yıllarda inşa ediliyor.
* Çağdaş demokrat diye tarif ettiğiniz kanatta durum nasıl?
O kanat siyaseten boş, ama toplumda bu ihtiyaç var.
* Neden bu karşılık siyasette bulunamıyor?
Bence CHP sebebiyle karşılanamıyor. Birçok insan diyor ki “Bu işi CHP’yle yapalım. CHP var ve buraya iyi yöneticiler koyalım ya da lideri değiştirelim.” Bunlar yapılamaz şeylerdir. CHP’yi tanıyanlar bunu bilir. Parti içi demokrasi yok, partinin yönetici sınıfı böyle bir ilişki biçimi düzenlememiş. Dolayısıyla “CHP’yle bu işin içinden çıkalım” fikrinden vazgeçilmeden çağdaş demokrat parti ve buna uygun lider arayışının karşılığı bulunamayacak.
* Çağdaş demokratlıktan ne kast ediyorsunuz?
Batıya dönük, çağdaş bir yapı.
* AKP de bunu temsil ettiğini söylemiyor mu?
AB konusunda adım atıyor, Avrupa’yla ilişkileri sürdürmek istiyor, ama devlet yeni bir yurttaş tanımına ihtiyaç duyulduğunun farkında değil. Ortadan kaldırılamayacak farklılıklarımızı bilerek devlet yönetmek konusunda adım atmak lazım. Yani Kürt arkadaşım var, Alevi arkadaşım var, dinsiz insanımız var. Etnik farklar ve inanç farklılıkları var. Yaşam anlayışı açısından da büyük farklılıklar var. Bu farklılıkları devlet hayatında tayin edici saymadan devlet yönetmeye çalışmak lazım.
* Önyargılarımız var diyorsunuz. Bu iş nasıl olacak?
İşte onu kırmak lazım. Devlet adamı kıracak bunu. Eğer devlet adamı, siyaset adamı öyle davranırsa o yavaş yavaş halka intikal eder. Ancak siyaset adamı halkın tutumuna göre davranıyor.
* Medyanın rolü bu önyargıları kırmak adına önemli. Medyanın nasıl bir pozisyon alması lazım?
Son zamanlarda medya siyaset yaparak haber verir hale geldi. Son bir iki yıldır bir haberi bir gazetenin hangi eğilimle vereceğini bilmekteyiz.
* Bu durum önyargıların kırılması önünde engel midir?
Türkiye’de bir kutuplaşma var. Sözleri ya da bir eylemleri bu kutuplaşma doğrultusunda değerlendiriyoruz. Bu yaklaşım medyada yüzde 80’in üzerine çıktı. Mustafa filmindeki tartışmayı görüyoruz. Aslında o tartışmanın içinde kimin nerede duracağını önceden yazsaydık, yüzde 80 oranında tahminlerimiz tutardı. İşte engel bu. Bir arayışa imkân vermiyor.
* Toplumda bu arayışı tetikleyen şeyler neler?
Bu kutuplaşma nedeniyle demokrasi arayışı kayboluyor. Bu durum Türkiye’yi çok ciddi problemlere götürüyor. Sizi temin ederim ki Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 70’i siyasi eğilimine göre hareket ve sözlerini belirliyor. Üstelik günlük hayatta da böyle. Bu durum doğruları bulmamızın önünde engeldir. Siyasetçinin bunu bilmesi lazım.

Y.Aktüel