Archive

Posts Tagged ‘Serkan Korkmaz’

“Bilardo Oynasak Daha Mı İyi?”

pesPES (Pro Evolution Soccer), oyuncuların ve futbol takımlarının gerçeğe çok yakın bir şekilde dijital ortamda tasarlanmış hâli. Futbolcuların yüz ve vücut çizimleri, teknik özellikleri, stadyumlar, futbol topu, taraftarlar, hakem, formalar, maçı anlatan spikerler ve futbola ilişkin tüm detaylar oyunda var. Yalnızca futbolcuların değil, dünyanın her köşesinde yüz ilyonlarca insanın ilgi odağı durumundaki PES’i başta milli futbolcular olmak üzere ünlü ünsüz tutkunlarına, bağımlılarına sorduk: Sizce PES iddia edildiği gibi lüzumsuz bir uğraş mı?

NTV’de yayınlanan “90 Dakika” adlı futbol-yorum programının gündeme taşıdığı konulardan biri e Millî Takım kampındaki futbolcuların Playstation oynaması oldu. 19 Mayıs tarihli  programda Mehmet Y. Yılmaz “Milli futbolcular Playstation oynuyormuş. Bence son derece  gereksiz bir uğraş. Bu adamların kız arkadaşları, eşleri, sevgilileri yok mu” deyip bu oyunla futbolcuların asosyalleştiğini iddia ederken, Hıncal Uluç “20-27 yaşında adamların Playstation falan oynamaları ne garip. Çocuk mu bunlar?”  diye soruyordu. Programın trendlere ve yeniliklere daha duyarlı olan kanadı Haşmet Babaoğlu ise futbolcuların da normal insanlar gibi sevgilileri, arkadaşları olduğuna dikkat çekti ve Playstation’ın yasaklanması durumunda oyuncuların futbolu bırakma noktasına dahi gelebileceğini iddia etti.
Futbolcuların en önemli hobilerinin başında olan bu oyunla ilgili ilk büyük tartışma 2005 yılında Milan’ın savunma oyuncusu Alessandro Nesta’nın geçirdiği cerrahi operasyonla başlamıştı. Sürekli PES oynamaktan dolayı sol başparmağında lezyon oluşan İtalyan savunma oyuncusu, bu nedenle ameliyat masasına yatmış ve tam bir ay sahalardan uzak kalmıştı.

Bizimkinden aşağı kalır yanı olmayan İtalyan spor medyası da bu oyuncuyu tefe koyma fırsatını kaçırmamıştı. Biz de bu bilgiler doğrultusunda PES oynayan futbolculara sorduk, acaba PES söylendiği kadar tehlikeli bir oyun mu? Ara transferde Ukrayna’nın Metalurg Donetsk takımına imza atan PES
tutkunu Erol Bulut, oyundaki en büyük rakibinin Jordi Cruyff olduğunu söylüyor; aralarında kıran kırana maçlar oluyormuş. Uluç ve Yılmaz’ın eleştirilerine “Playstation yokken de kamplarda bilardo oynuyorduk, çok mu farklı” yanıtı veren Erol, Serkan Korkmaz’ın Kanal 24 ekranlarında hazırladığı ve futbolcularla ünlülerin Playstation oynadığı programa katılmış ve eski takımı Olympiakos’la ezeli rakibi Panathinaikos’a karşı oynayıp bir de gol atmıştı! Playstation ve Serkan Korkmaz aklımıza gelince yolumuz haliyle  Kanal 24’ün spor servisine düşüyor. Programda yaşadıklarını sorduğumuz Serkan Korkmaz  sohbete “PES’i ilk oynayışımda Acun Ilıcalı’yı 3-1 yendim. Lütfen bunu özellikle yazın” diyerek başlıyor. PES’i en iyi oynayan futbolcunun Okan Buruk olduğunu söyleyen Korkmaz, oyunun futbolculara taktik beceri kazandırdığı kanısında.

Volkan’a çekici gelen kendini sanal sahada görmek

Tartışılan milli takım futbolcularının oyun tutkusu olunca, milli takım kampını da arıyoruz. Karşımızda PES tutkusu bilinen kaleci Volkan var. Volkan söze “kesinlikle bağımlı değilim” diye başlıyor. Sadece kamplarda takım arkadaşlarıyla oynadığını söyleyen Volkan, PES’te EURO 2008 provası yapmadıklarının, herkesin kendi takımıyla oynadığının altını özellikle çiziyor.
PES’in Volkan’a en çekici gelen kısmıysa kendini sahada görmek. Oyunda kendisinin iyi tasarlandığını belirten Volkan “İyi oynadığımın sahaya yansıması bana gurur veriyor” diyor. PES’i çok seven oyuncuların yanında, sevmeyen de var. Fenerbahçeli Kemal Aslan, bu oyunun çocukların futbol yaratıcılıklarının önüne geçtiğini düşünüyor. Kemal, çocukluğunda da atari
salonlarına gitmek yerine sokakta futbol oynamayı tercih etmiş: “Sonuçta oyun birileri tarafından yazılmış, bir format var. Oysa sokakta içinden geldiği gibi oynarsın ve yaptığın hareketler senin yaratıcılığına bağlıdır.” Kemal futbolun geleceği açısından oyun salgınının tehlikeli olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Özellikle metropollerde oyun alanları kalmadı. Bu tür oyunlar bu ihtiyacı kapatıyor aslında. Apartmana kapanmış çocukların yaratıcılıklarının
gelişmesi çok zor. Onlar da oyuna veriyor kendini.” Spor basınının ünlü isimlerinden NTV spikeri Güntekin Onay ise PES oynayan futbolcuların eleştirilmesine karşı çıkıyor: “Futbolcular uzun kamp dönemleri geçiriyor. Günde çift antrenman yapılsa bile çok fazla boş zaman oluyor ve futbolcular da genç insanlar. Gençliğin trendleri neyse onlar da onu yapıyor. Babam teknik direktör olduğu için çocukluğum kamp yapılan otellerde geçti. Eskiden okey, kâğıt ya da bilardo oynanırdı. Şimdi PES oynuyorlar. Ne farkı var ki? Playstation oynamasalar en iyi ihtimalle televizyonda zapping yapacaklar.”
Onay’a göre oyunun gerçekçilikten en uzak tarafı futbolun psikolojik yönü. “PES’te şakır şakır goller atan Adriano, psikolojik sorunları nedeniyle neredeyse bir yıl top oynamadı” diyor. Oyunun bir simülasyon olduğunun altını çizen Güntekin Onay, bunun reel futbolla taktiksel olarak, oyuncu özelinde de hızlı karar verme becerisi açısından benzeştiğini söylüyor. Futbolcuların oyunu daha iyi oynamasının altında yatan nedenin de oyunculardaki hızlı karar verme yeteneğinin kemikleşmiş olması. İşi bir adım daha ileri götürüp reel futbolun da taktiksel olarak PES’ten yararlandığını savunan Onay’a göre Arsenal’in 2’ye 1 atak taktikleri PES’tekiyle birebir aynı. Onay ve arkadaşları EURO 2008’i PES’te oynatmışlar, şampiyon İspanya olmuş. Portekiz de sandığımız kadar iyi değilmiş!

İş çıkışı PES’e koşanlar

Elbette PES’in tek tutkunu milli futbolcular ya da ünlü simalar değil. Dünyanın dört bir yanında yüz milyonlarca insan oyun konsolunun karşısından saatlerce kalkmadan bu oyunu oynuyor. Türkiye’de oyun konsolu alım gücüne göre pahalı olduğu için evlerde çok yaygın değil, neyse ki kent sokaklarında bol bol  Playstation Cafe var. En iyisi buralara gidip,
“ünsüzler” arasında bu salgının nasıl yayıldığını görmek… 80’li ve 90’lı yıllardan zihinlerimize kazınmış “Atari salonu”, 2000’lerde yayılmış internet kafe algısından kaynaklı bir önyargıyla bu yeni kuşak eğlence merkezlerinden birine giriyoruz. Ancak manzarayla kafamızda kurduğumuz oyun salonu arasında çok fark var. Kadıköy’deki Sihir Cafe, eski bir binanın üçüncü katında. Ahşap, kakmalı kapılardan geçiyoruz. IKEA’dan döşenmiş, 4-5 farklı
oyun odası var. Tüm odalarda PES açık ve cevval erkekler heyecanla oynuyorlar. Oyunculardan Altar Kartal, 29 yaşında bir grafik tasarımcı. Arkadaşı Mehmet İren’le PES başına oturmuşlar, EURO 2008’de Türkiye’nin vereceği ilk sınav olan Portekiz-Türkiye maçının denemelerini yapıyorlar.
Mehmet’e neden Portekiz’i aldığını soruyoruz, “Benim milliyetçi hassasiyetlerim arkadaşınki kadar fazla değil” diyor. Altar aslında oyunu evde arkadaşlarıyla oynamaktan hoşlandığını ama kız arkadaşının artık buna izin vermediğini belirtiyor. O sebeple buradalar. Altar işi daha fazla ciddiye alıyor. İlk sorumuza “Oyun oynarken başka bir şeye konsantre olamıyorum,
oyundan sonra konuşsak olmaz mı” yanıtını alınca evde oynamasını yasaklayan kız arkadaşına hak vermeden edemiyoruz. Neyse ki oyun bitince konuşmaya başlıyor. İş çıkışlarında PES’e gitmek onun için bir sosyalleşme aracı değil, rahatlama vesilesiymiş. Altar, PES’in gerçek futboldan üstün olduğuna neden inandığını da şöyle anlatıyor: “PES mükemmel bir oyun.
Galatasaray-Fenerbahçe maçını tribünden izlersin; biri kazanmış biri kaybetmiştir. Maçtan çıkınca oyun hakkında fazla düşünmezsin, işin getirisi götürüsü kulüplere kalır. Paylaşılacaklar ikisinin arasında paylaşılır, maçtan sonra senin konuyla bir ilgin kalmaz.” Diğer oyunseverimiz Tan Can 25 yaşında. Üniversite, iş hayatı derken PES’in hayatında kapladığı alan azalmış. Azalmış hâli haftada iki defa, her oturuşta beşer saat. “Dershane zamanlarında her gün oynuyorduk. Oyunun heyecanına, dersten kaçmanın zevki de ekleniyordu” diyor. Tan Can, iki formsuz takımın maçını izlemektense PES oynamayı tercih ediyormuş. Sihir Cafe’nin sahibi Ümit 28 yaşında bir tekstilci. Ancak asıl zevki PES oynamak olduğu için altı ay önce bu kafeyi açmış. Müşteriler evde aile ve komşular nedeniyle bağıra çağıra oynayamadığından soluğu burada alıyormuş. PES oynamaya gelenlerin 22-23 yaşının üstündeki insanlar olduğunu belirtiyor. “Oturup beş saat oynayanlar da var, yarım saatliğine ihtiyaç giderir gibi oynayıp gidenler de” diyor. Maç saatleri kafe boş oluyormuş ama gerçekte yenilen takımın taraftarları hızını alamayıp PES başında maçın intikamının peşine düşüyorlarmış: “EURO 2008’de Portekiz, Türkiye’yi yenerse bizim işler açılır” diyor. Yener mi diye soruyoruz, yanıtı: “Yenmesi lâzım, yoksa fena!”

“Sonuçta futbol da PES de oyun”

Tüm bu konuşmaların ışığında Anadolu Üniversitesi, İletişim Bölümü öğretim üyelerinden Ufuk Eriş’ten konuyu değerlendirmesini istiyoruz. Eriş konuya Marx’ın yabancılaşma kavramından yaklaşıyor: “Türü tür yapan şey, onun yaşam aktivitesidir. Kaplanın avlanması gibi. Otlanmaya başlayan kaplan türsel varoluşuna yabancılaşmış demektir. Oyun da insan için
böyledir. Eğer insan gerçek eylemi yerine getiremezse türüne yabancılaşmış kabul edilir. Benjamin bu durumu ‘gündelik yaşamda yönelim kaybı’ olarak açıklıyor. Futbolun da PES’in de ayrı gerçeklikleri var. Sonuçta ikisi de oyun. Bir futbol maçı izleyenle, PES oynayan kişi arasında fazla bir fark yok. Futbol, kendi aktörleri (futbolcular, teknik direktörler, kulüp yöneticileri) tarafından, PES de oyunun yazılımcıları tarafından kurgulanıyor. Futbol izleyicisi de PES oyuncusu da bu kurguların yönlendiricileri doğrultusunda eğlenceye dahil
oluyor. Aynı televizyon gibi. Beyaz camda görünen başkalarının eğlencesi. Televizyon seyircisi, onların eğlencelerine bakarak eğleniyor.” Eriş, sadece PES özelinde değil, “oyun” kavramı temelinde durumu değerlendirip, insanların izleyici olduğu durumlarda, oyuncu olmaya doğru yönelim gösterdiğine dikkat çekiyor. Ufuk Eriş, kentte yaşayan bireyin iki temel yaşam alanı olduğunu söylüyor. Biri iş yeri, diğeriyse evi. Birey bu iki alanda da özne konumuna geçemeyip, kendini var edemediğini hissettiğinde oyuna yöneliyor. Ufuk Eriş oyun dilini yaratanlarla oyunu oynayanların farklı kişiler olduğunu söylüyor. İş oyun tutkunlarının “Kontrol bende” dediği gibi değil yani. Kontrol yazılımcılarda. Eriş, oyuncuların o hayatı üreten değil işleten kişiler olduğuna dikkat çekiyor.Yani oyuncular kendilerini ne kadar özne olarak hissederse hissetsin aslında işin nesnesi konumundalar.

Y.Aktüel

Advertisements