Archive

Posts Tagged ‘Nuri Harun Ateş’

“Karanlıktan besleniyorum”

nuri1Türkiye’deki konservatuarlarda bir türlü kendine yer bulamayan kontrtenor Nuri Harun Ateş, yeteneği ve azmiyle Avrupa sahnelerine çıkınca birden ilgi odağı haline geldi. Kendisiyle Türkiye’de öteki olmayı, müzik eğitiminin hallerini ve hayat hikâyesini konuştuk.

Fotoğraflar: ERKİN ÖN

Şimdi sizi çok farklı biriyle tanıştıracağız. Nuri Harun Ateş bir ses sanatçısı, henüz Türkiye’de çokça tanınmıyor. Ancak bir defa dinlediğinizde irkiliyorsunuz, aniden dikkatiniz Harun’un sesine sabitleniyor. Harun bir kontrtenor ve bu ses kategorisi öyle her köşe başında duyabileceğimiz bir şey değil. Kadın sesine çok yaklaşan bir tenordan yani çok nadir rastlanan bir yetenekten söz ediyoruz.

Harun’un öyküsünü dinlediğimizde yine ülkenin haline dair ibretlik durumlarla karşılaştık. Benzer pek çok öyküde olduğu gibi Harun’un başarı öyküsünü de bir tesadüf tetiklemiş ve sonra, tıpkı domino taşlarının devrilmesi gibi başarılar ardı ardına gelmeye başlamış. Nuri Harun Ateş yıllardır Avrupa sahnelerinde dinleyicileri, akademisyenleri, tiyatrocuları kendine hayran bırakıyor. Birçok Türkiyeli sanatçı gibi onun kıymeti de yurtdışından başarı haberleri geldikten sonra anlaşılmaya başlamış. Gelin isterseniz lafı daha fazla uzatmayalım ve Harun’un öyküsünü sizlerle paylaşalım.

Önce Harun’un boynundaki “Ajda” dövmesini görüyoruz ve bu dövmenin anlamını soruyoruz. Harun çocukluğundan beri Ajda Pekkan hayranıdır ve ona imrenerek şarkıcı olmaya karar verir. Ateş, 1996 yılında şan dersi almaya başlar konservatuar sınavlarına hazırlanır. İzmirli sanatçı, liseden sonra 9 Eylül Üniversitesi’nin konservatuar bölümünü kazanır. Okulunda istediği eğitimi alamayan Harun, devamsızlıktan kalarak okuldan atılır. Kendisi o dönemi şu sözlerle anlatıyor: “Kontrtenor olmak istediğim için sorun çıkıyordu. O donanımda bir hoca ya da kontrtenor olmaya yönelik bir müfredatın olmaması benim motivasyonumu çok düşürüyordu. Barok müzikle ilgili bilgisi olan insan da azdı. Sonra Mimar Sinan’a geçtim. Kontrtenor müfredatı açılsın diye çok uğraştım. Orada Güzin Gürel’le çalışma fırsatım oldu. O beni çalıştırmayı kabul etti. Fakat okul idaresi bir türlü izin vermediği için başlayamadık ve oradan da ayrıldım. Sonra af çıktı, 9 Eylül’e geri döndüm. Orada bir sene daha okuyayım dedim fakat aynı sorunlar tekrar etti. Sadece tenor olmak için eğitim alabiliyordum. Bu defa bir yıl sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kazandım. İki ay kadar da orada vakit kaybettim. Aynı şeyler orada da yaşandı. Ondan sonra dedim ki: Galiba müzik bana göre değil.”

Tezgâhtarlıktan sahneye

nuri2Bunun üzerine Harun hayatını sürdürebilmek için Ada Müzik’te tezgâhtarlığa başlar. Kendi ifadesiyle, şarkı söyleyerek insanlara CD satmaya çalışır. O sırada müzik raflarını karıştıran bir adamla aralarında bir diyalog oluşur, ona iki saat boyunca müzik CD’leri tavsiye eder, adamın ilgisi sürdükçe Harun bir yandan kendinden söz eder, diğer yandan da ona şarkılar dinletir. Adam hiçbir CD’yi almadan dükkândan çıkar, bir süre sonra Harun da bu işinden ayrılır. Bu olaydan sekiz ay kadar sonra Harun, bu tanımadığı kişiyle Cihangir’de karşılaşır ve bu kişinin aktör Murat Daltaban olduğunu öğrenir. Murat Daltaban “Ben de sana uğrayacaktım, sen kontrtenordun değil mi” diye sorar ve 5. Sokak Tiyatrosu’nun Neos Cosmos isimli oyunu için bir kontrtenor arandığını söyler. Bunun üzerine Ateş, kendini dinletmek için 5. Sokak tiyatrosuna gider. Ünlü sanat yönetmeni Mustafa Avkıran, Sema Moritz, Övül Avkıran, Engin Yörükoğlu ve İhsan Kılavuz, Harun’u dinler ve çok beğendiklerini söylerler.

Bunları dinledikten sonra biz de heyecanla soruyoruz: “Eee? Sonra ne oldu?” Harun anlatmaya devam ediyor: “Çok beğendiklerini söylediler ve sonra bir yıl boyunca beni aramadılar. Ben İzmir’e yerleştim, maddi sıkıntılarım oldu. Derken Mustafa aradı, ‘Proje başlıyor, hâlâ istiyorsan gel’ dedi. İstanbul’a gelecek otobüs paramın bile olmadığını söyledim. ‘Ben sana yolluyorum biletini’ dedi ve atlayıp gittim. Üç ay boyunca çok yoğun bir çalışma oldu. Mustafa ve Övül Avkıran ile yoğun bir çalışma içine girdik. Oyun oluştu ve İstanbul Sanat Merkezi’nde sergiledik. Arkasından Zürih Tiyatro Festivali’ne turneye gittik. Orada oyunu dört defa sergiledik ve hepsi kapalı gişe oynadı. Çok büyük ilgi gördük. Festivalin özel performans ödülünü bana verdiler. Şoke oldum. Hiç böyle bir şey beklemiyordum. Ben arkada şarkı söylüyordum. müzik direktörlüğünü İhsan Kılavuz ve Sema’nın yaptığı bu oyunda, repertuarım etnik azınlıkların şarkılarından oluşuyordu. Daha sonra sahnelediğimiz Aşura oyununun ön sahnelemesi olarak kabul edebiliriz bunu.”

Bu ödülün ardından Harun’un hayatı ciddi biçimde değişir. Özellikle de konservatuarın tavrı. Nuri Harun Ateş bu defa Güzin Gürel’le okul dışında çalışmaya başlar. Harun’un yeteneğini fark edenlerden biri de Basel milletvekili Zeynep Yerdelen’dir. Zeynep Hanım, Basel’de bir burs olanağı sağlar ve Nuri Harun Ateş bir yıl İsviçre’de çok önemli isimlerden ses eğitimi alır. Buradan döndüğünde İstanbul Devlet Konservatuarı’nda artık kontrtenor müfredatı açılmıştır. Harun, üç yıl boyunca Güzin Gürel’le çalışmayı sürdürür. Bu esnada Neos Cosmos oyunundan sonra 5. Sokak Tiyatrosu ikinci müzikli oyununa başlar: Aşura. 2004-2006 yılları arasında bu oyun, Hollanda, Almanya, İsveç, İtalya, Danimarka, Belçika ve İsviçre’nin en önemli tiyatro festivallerinde sergilenir. Bu turneler sırasında dikkatleri üzerine çeken Nuri Harun Ateş, Kopenhag Hotel Proforma Tiyatrosu’ndan teklif alır ve grubun son projesi olan The Sand Child adlı filmde oyuncu olarak yer alır. Aynı yıl Nuri Harun Ateş, Siemens Opera Yarışması’nda jüri özel ödülünü kazanır.

2008 yılında Aşura, Kuzey Avrupa turnesindeyken Harun, Stockholm Pride Festival’den konser teklifi alır ve büyük beğeni toplar. Bu yıl Nuri Harun Ateş aynı festivalde Balkan Orkestrası’yla sahneye çıkıp, Ajda Pekkan’ın en bilinen şarkılarını seslendirecek. Harun şimdilerde yoğun bir çalışma temposu içinde. 4-5 Ağustos 2009’da başrolünü paylaştığı Glorious Death isimli oyunun prömiyerini gerçekleştirdi. Aynı oyun ile yaz boyunca Avrupa turnesinde. Rotterdam Opera günlerinde prömiyeri yapılan Murat İpek’in yazdığı, Ali Cem Köroğlu’nun yönettiği ve müziklerini Grup Kapsül’ün yaptığı Dar-ül Love isimli tek kişilik müzikli oyunsa Kasım ayında Garajistanbul’da sahnelenecek.

Advertisements