Archive

Posts Tagged ‘Derya Alabora’

“Ortanın solu azgın bir şekilde sağa geçti”

derya2Derya Alabora’nın yoğun iş trafiği arasında ülke gündemine ilişkin bir sohbet gerçekleştirdik. Ünlü aktris “Terörist” diye yargılanan çocukları, toplumsal çürümeyi, siyasetin demokrasiyi nasıl algıladığını, televizyondaki şiddeti ve bir sanatçı olarak aldığı pozisyonu anlattı.

FOTOĞRAFLAR: CEREN CAN

Çağan Irmak’ın vizyondaki filmi Karanlıktakiler’in Umay’ı, ATV’nin yeni dizisi Es Es’in Selmin’i… Derya Alabora, yıllardır sinemada, tiyatroda ve televizyonda aykırı kadınları canlandırıyor. Aykırı bir isim olmak sadece oynadığı rollerde geçerli değil ünlü aktris için. Kadın hakları, çocuk hakları, insan hakları gibi konularda duyarlı bir aktivist, akademide oyuncu yetiştiren bir eğitimci. Deneyimli oyuncu bu kadar gözönündeyken, İstanbul’da olduğu bir ara bize de zaman ayırdı; Derya Alabora’yla Türkiye’nin gündemi üzerine konuştuk.

Toplumsal olayların içinde söz söyleyen, kadının toplumsal hayattaki yeri ve çocuğa uygulanan şiddet gibi konularda öne çıkan bir sanatçısınız. Çocukların terörist diye cezaevine alınması  konusunda ne düşünüyorsunuz? Ne olacak bu çocukların hâli?

Çok korkunç tabii. İki maddede değişiklik yapıldı ama hiçbir işe yaramıyor. Çocuğa, Türk Medeni Kanunu kapsamında indirim uygulanması gerekiyor ama çocukların bazıları 34 yılla yargılanıyor. İndirim uygulasan ne olacak? Çocuklar taş attıkları için cezaevinde yaşıyorlar. Hem de çok kötü şartlardalarmış. Bazısı yazın sıcaktan ve susuzluktan idrarlarını üstlerine bastırmış. Türkiye’de hapishanelerin durumu malum; koşullar korkunç ve bunlar da çocuk. Travma geçiriyorlar. Üstelik yarısından fazlası okuyan çocuklar. İnsanlar onları orada burada dolaşan serseriler sanıyor. Aralarında fen lisesinde okuyanlar var. Polise taş attığı için bu çocukları okuldan koparıp cezaevine koyuyorsun. Okuyan adam yetiştireceğiz derken bambaşka bir şey oluyor. Aileler çocukların korktuğunu, gece uykularından uyandıklarını anlatıyor. Her an tutuklanma korkusu içindeler. Bazısı evden alınıp götürülüyor. Polis, “ellerinde toprak izi var, hem de heyecanlısın” deyip götürüyor. Para cezasına çevirmek için üç yıl kadar bir ceza olması lazım. 34 yıldan söz ediyoruz. Adam öldürenle taş atan arasında bir fark olmasın mı? Ben birini öldüreyim yedi yıl alayım, diğeri taş atsın 34 yıl alsın. Çok acayip bir şey. Bir yandan meseleyi çözümlemeye çalışıyorlar, diğer taraftan bunlar oluyor.

Konuyla ilgili yeterli kamuoyunun oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Yok canım, hiç böyle bir şey yok.

Ne yapmak lazım?
Bence hiçbir şey yapılamaz. İnsanların ciğersiz olduğunu düşünüyorum. Algılamalarında problem var herhalde. Cinsiyet ya da milliyetle ilgisi yok, çocuk dünyaya iyi, kötü, suçlu ya da suçsuz olarak gelmez ki! Koşullar onu o duruma getirir. Koşulları düzeltmemiz gerekir önce. Halbuki sonuç insanların nefretine neden oluyor. Sonuca göre insanlar ayaklanıyor. O sonuca nasıl gelindi, ne bedeller ödendi? Bir tepki varsa ortada, bu durduk yere olmaz. Sen mutlu, mesut yaşarken niye tepki gösteresin ki?

Önyargıların kırılması için sanatçıların bir rolü yok mu? Türkiye’de sanatçılar toplumsal konulara yeteri kadar karşı duruyor mu?
Onlar da durmuyor ama tamamen sanatçıyla bir şey olmaz ki! Halkın da bu duyarlılıkta olması  lazım. Kaç tane film çeken, tiyatro yapan insan toplayacaksın? 500 kişiyle hayat değişmez ki. İnsanların buna tepki göstermesi gerekir. Bizde sivil toplum kuruluşları yetersiz. Bir ses yok ortada. Hrant öldürüldüğünde çok şaşırtıcı bir patlama oldu, çok hayret ettim. Onun da arkası gelmedi. Mesela Münevver Karabulut cinayeti… Her gün bütün gazetelerde hiç durmadan yakalanana kadar yazıldı. Tabii yazılsın ama öbürleri niye yazılmıyor? Sadece bu yazılınca ben de başka şeyler arıyorum. Güler Zere bir tarafta duruyor öyle. Ceylan öldürüldü en son. Bazı insanların ölümü kimseye dokunmuyor.

derya1İnsanlar bir şeye tepki verdiğinde terörist gibi algılanmaktan korkuyor olabilir mi?
Naziler milyonlarca insanı yaktılar, sabun yaptılar, gaz odalarına soktular. Buna neden tepki vermedi insanlar? Terörist gibi görünmek mi istemediler? İnsanın özünde olan, tuhaf bir vahşet ve yok etme duygusu var. İktidar duygusunun önüne geçemedikleri için birilerini yok etmeye çalışıyorlar. Bunu da güçleri en çok yetecek kişiler üzerinde yapıyorlar. Onun için yaşamda sanat gerekiyor. Kendimizi başka şekilde eğitmemiz gerekiyor. Bunun okumakla da ilgisi yok Okullarda sadece matematik, geometri, mühendislik bilen insanlar yetiştiriliyor. Şimdiki gençlerin ne edebiyatla, ne sosyolojiyle, ne felsefeyle, ne şiirle, ne resimle, ne müzikle ilgisi var. Tabii sertleşiyorsun böyle olunca. Para şu anda dünyada tek güç. Tek güç para olunca da insanlar birbirini yok etmeye çalışıyor. Yani herhangi bir şekilde güç sağlayamadığın sürece yok olmaya mecbursun. Bu defa insanlar daha da agresifleşiyor.

Suçun fiiliyata dökülmesi de daha kolaylaştı, değil mi?
Tabii ki. Baksana para kazanmak baya zorbalıkla elde edilen bir şey. Eskiden böyle değildi ki. Bir yerleri bitireceksin, okuyacaksın, ya aileden paran olacak ya çok akıllı olacaksın. Şimdi öyle değil. Silahı dayadın mı para kazanmaya başlıyorsun. Ergenekon’a baktığımız zaman, bilinen ama söylenemeyen şeyleri görüyoruz. Korkunç şeyler yaşamışız. Toprağın altından ölüler çıktı, kazıyorsun silah çıkıyor. Bunun karşısında birey olarak nasıl durabiliriz? “Hayır” dediğin zaman beynine bir şey iniyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde korkunç, vahşi şeyler çıkıyor karşına.

Suç  toplumun gözünde normalleşti mi? Olanlar tuhaf da gelmiyor sanırım…
Kanıksadık çünkü. Televizyonlardan naklen Irak Savaşı izledik. Kimse bir şeyden etkilenmiyor. Ne ölümlerden ne katliamlardan etkileniyoruz. Birbirini ekranın önüne atan insan yığınları var. Herkes ekranlarda söz sahibi.  Bazen sabah programlarını dehşetle izliyorum. O programlarda biri çıkıyor ahkâm kesmeye başlıyor. Abi sen kimsin? Yanlış şeyler söylüyorsun. “Bu böyle olmaz” diyorlar çıkıp. “Böyle olmaza” nereden geldin? Kim sana bu hakkı verdi? Bu kadar denetimsiz olabilir mi bir şey? Hayatın içinde televizyonlar, gazeteler. Paparazzi terörü mesela hakikaten korkunç bir şey. İnsanları terörize ediyorlar yani. Bile isteye insanın üzerine gidiyor, sinirlendiriyorlar. Ben bununla ilgili bir oyun yapmak istiyorum.

Rol aldığınız Karanlıktakiler filmi de bir üçüncü sayfa hikayesi. Bizim edebiyatımızda, sinemamızda ya da tiyatromuzda bugüne dair meselelere yer veriliyor mu?
Baksana daha şimdi yeni yeni bazı şeyler konuşuluyor. O kadar yasaklı bir ülkede yaşıyoruz ki. Türkiye’de demokrasi falan yok. Demokratik bir cumhuriyet olmamız gerekiyor. Herkes bir cumhuriyettir gidiyor. Herkesin kendince cumhuriyeti var, cumhuriyet özgürlük demek değil ki! Yanlış algılanıyor bu kavram. İslam Cumhuriyeti de var, bilmem ne cumhuriyeti de var. Önemli olan demokratik cumhuriyet olabilmek. Özgürlükleri oy vermekten farklı olarak anlamak lazım.

Siyasi yelpazemizde bir terslik mi görüyorsunuz?
Ortanın solu dediğimiz partiler resmen sağa geçmiş durumda. Azgın bir şekilde üstelik.  Olmadık yerdeki insanlar özgürlükten bahsederken, bunlar karşı çıkıyor. Sadece muhalefet etmek için, bir şey istediklerinden de değil. Sesleri duyulsun yeter. Kendi iktidar olsa aynı şekilde davranacak. Nedir bu iktidar kaygısı ve kendini gösterme çabası? Birileri bir şey söylüyor, oradan bir savcı dava açıyor. Yargının bağımsız olması lazım. Herkes kafasına göre davranıyor. İnsanlara işkence yapılıyor.

Yargıya güveniyor musunuz?
Güvenmiyorum tabii.

Askerin sivil yargı tarafından yargılanmasını tartışılıyor. Sivil yargının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir yerde bozukluk varsa her yerde bozukluk vardır.

Tiyatroda oynayacak mısınız yakınlarda? Oyun seçerken neye dikkat ediyorsunuz?
Ben de başka bir şey yapmak istiyorum. Biraz sert oyun oynamaktan hoşlanıyorum. Hayatın gerçeğini ortaya koyabilmek lazım. Sanat benim için hayat içinde yumuşak bir geçiş değil. Dostoyevski hayatı yumuşak anlatmıyor. Dünyanın en büyük yazarlarına bakın, hepsi sert. Ben bir yaratıcı değilim ama eser yaratanlara baktığınız zaman çok sertler. Hayata karşı o isyan duygusu, ezilmişlik, baskı ya da eksiklik sanatı yaratıyor. Bir anda bir şeyler fışkırıyor. Daha iyi bir yerde yaşıyor olsak, başka türlü düşünülebilir. Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar, Asya’dan, Avrupa’ya kadar her yerde savaş var. Bir takım devletlerin baskısı var. Haberlere bak, iyi bir şey görebiliyor musun?

OYUNCULUK EĞİTİMİ  SERT BİR İŞTİR

Derya Alabora, Mimar Sinan Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesi’nde oyunculuk eğitimi veriyor. Sohbetimiz sırasında Alabora’yla oyunculuk eğitimi üzerine de konuştuk.

Türkiye’de oyunculuk eğitimi ne durumda?

Çok parlak olduğunu düşünmüyorum. Oyunculuk biraz daha sert bir eğitim gerektiriyor bence. Dustin Hoffman, Rainman’de otistik bir adamı oynuyor mesela. Bunu algılamak, o dünyaya girmek kolay şeyler değil hayatta. Kendini de psikolojik anlamda ortaya koyman, kendinle karşılaşman lazım. Kendi komplekslerimizi, tavırlarımızı, yanlışlarımızı doğrularımızı fark etmemiz gerekiyor. Öbür taraftan rolün psikolojisini anlamak lazım.

İlham gelmiyor mu?
Hayır, bakış açınız ve çalışmayla oluyor. Niye ilham gelsin?

Peki diziler anlattığınız biçimde bir oyunculuk gelişimine olanak sağlıyor mu?
Asla. İzleyicinin de böyle bir şeye dikkat ettiğini sanmıyorum. Orada karakter üzerine uğraşılmış da yaratılmış diye bakmıyorlar. Bakıyorsun en kötü diziler en fazla reytingi alıyor.

Advertisements