Archive

Archive for May, 2009

Last Ever UEFA Cup Final Brings Party Atmosphere To Turkey

uefa1Goal.com’s roving reporter in Turkey, Onur Yazicioglu, reflects on a day of
excitement both on and off the pitch in Istanbul…

This was the 38th and last edition of  the UEFA Cup final and Goal.com was
in Istanbul to soak in the atmosphere. It was the second time the city has
hosted a European football final as The Champions League final between
Liverpool and Milan in 2005 was played in the Ataturk Olympic Stadium.

But it was the European side of Bosphorus on that historic occasion. This
time, the UEFA Cup crossed the continental line into Asia, to the  Sukru
Saracoglu Stadium. This modern arena is the home of Fenerbahce.

Those fans who came to Istanbul, though, took their time in arriving at the
stadium. Instead they first enjoyed the delights of the city.Approximately 20,000 supporters came to Istanbul especially from Ukraine and Germany. Most of them were Werder Bremen supporters. So 30,000 football lovers in the stadium were local fans. But if we compare the match atmosphere of 2005 and 2009, we can say that the Italian and British fans were more joyful than the German and Ukrainian set of supporters.

uefa2I spoke to both German and Ukrainian supporters before the match. Bremen
fans were more confident. We asked about the absence of Diego. Some of
them were concerned, some of them (who were a little too tipsy from the
booze) didn’t care so much…

Most of Shaktar fans were extremely cool. We asked them about their confidence in coach Mircea Lucescu who trained two teams (Galatasaray and Besiktas) in Turkey. They were angry with him as the team lost out on domestic hounours to Dynamo Kyiv. The UEFA Cup final was the last chance for him to make peace with the fans.

One more interesting side note about the match: The Sukru Saracoglu Stadium is the home of Fenerbahce, the biggest rivals of Galatasaray.  So Fenerbahce supporters made plans to purchase most of the match tickets months ago just in case their rivals made the final, so they could cheer against them.

uefa3Galatasaray were then eliminated by Hamburg in the round of 16 but the tickets were still in the hands of Fenerbahce supporters. It meant that there
were thousands of Fenerbahce fans who were in the stadium during the match. In the 15th minute of the game, these supporters started to sing their
famous song: “Always and everywhere, the biggest is Fenerbahce!”

Supporters of Werder and Shaktar were not impressed and voiced their displeasure, even though they were in a minority. The first goal of the game was scored by Shaktar’s Luiz Adriano in the 25th minute. Ten minutes later, Werder Bremen equalised through Naldo. It was a phyisically tiring game for both teams and the match went to extra time. In the 97th minute, Jadson found the second goal for Shaktar with the help of ‘lady luck’. As a result, the Ukrainian team were crowned the last champions of the UEFA Cup.

Mircea Lucescu has won another cup in Turkey. The Romanian coach has
won local league titles with Galatasaray (2001-2002) and Besiktas (2002-2003) too. This is the second European honour for Mircea Lucescu. The first one was the European Super Cup with Galatasaray.

Goal.com

Yaşamıyoruz, çalışıyoruz

yasamiyoruzİşlerimiz hayatımızın kendisi haline gelmiş. O kadar çok çalışmışız, o kadar çok çalışmışız ki, çalışmadan geçecek günlerin hayalini kurmak bile “tatlı bir rüya” olarak tanımlanıyor. Kariyer basamaklarının başından en üst katlara kadar hep aynı dert: İşimiz hayatımız olmuş!

Kari Marx’a damat olmak kolay mı? “Tembellik Hakkı” adlı kitabın yazarı Paul Lafargue kendisinin damadı. Böylesine ulvi ve insani bir hakkın savunuculuğunu yapmış Lafargue. Bu manifesto gibi kitabın üzerinden yıllar yıllar geçti. Her yer plaza, herkesin hayatı iş. Öylesine ki; işsiz insan olmak Kendinizi kötü hissettiren bir sosyal durum halini almış durumda. Çalışmıyorsanız ve işiniz gücünüz yoksa, lafınızı, sözünüzü dinletmek bile oldukça güç. İşsiz olmak bir dert, iş sahibi olmak başka bir dert. Biz de Lafargue’ın izlerini sürüp, Pınar Öğünç’ün yeni yazdığı ince İş” (İletişim Yay.) adlı kitaba ka-îar çıktık. Hayatı işi haline gelmiş, kendini işiyle tanımlayan metropol insanının hâllerini, dertlerini dinlemek için yoğun çalışan, krizden etkilenen, iş dünyasını yakından inceleyen, işi iş dünyası olan insanlara tembellik hakkını işkolik olmayı ve uzun bir tatilin düşüü sorduk. Tipine vanıflar aldık

Pınar Öğünç -Gazeteci “ince iş” adlı kitabın yazarı

» Kitabınız için farklı mesleklerden insanlarla görüştünüz. Bu insanlar genel olarak kendilerini işleriyle mi tanımlıyorlar?
Hiç şaşırtıcı değil, evet öyle diyebilirim. Bu da memleketin ahvaliyle ilgili. İradeniz dışında şekillenen çalışma saatlerinin ötesinde, kendi kendinizin patronu bir es nafsanız dahi ekonomik mecburiyetlerden kepengi öyle istediğiniz zaman indiremiyorsunuz. Bir de işe ulaşmak için harcadığınız zamanı ekleyin, günün yarısını, seneler içinde ömrün yarısını verdiğiniz bir meşguliyetten söz ediyoruz. İnsanlar kendilerini işleriyle tanımlamıyor bunun neticesinde, işleri onları tanımlar hale geliyor. “İnce İş” kitabı için 80’e yakın kişiyle görüştüm. Hiç öncesini bilmediğim bu insanları dinlerken, yaptıkları işlerin onların mizaçlarını bile nasıl değiştirdiğini fark ediyorsunuz. Bir ambulans şoförünün ölümle kurduğu ilişkiyle bir ağdacınınki farklı. Ellerin, tırnakların biçimi, midedeki ülser, ciğerdeki kum, beldeki fıtık, bunların hepsini o işler ediyor insana.
» Yine gözlemlerinizden yola çıkarak; tembellik etme isteği, boş zaman arzusu ne boyutta?
Rutin çok yapışkan, zehirli bir şey. Kana bir karıştı mı, tevekküle endeksli bir hayata dönüyor. Bir yorgancıya, işi dışında ne yaptığını sormuştum. “Evde televizyon izliyorum” dedi. “Başka? Kendiniz için bir şey?” dediğimde çok afalladığını hatırlıyorum. Gerçekten yoktu çünkü, bir sene evvel Boğaz’a inip denize baktığını söyledi bir saatliğine. 0 adamın tembelliğe ihtiyacı yok mu, var. Ama işte kendi evrim sürecinde tembellik organı kullanılmaya kullanılmaya yok olmuş sanki. 0 adamcağızı değil, tembellik hakkını elden alan sistemi suçlamak lazım burada.
» Kendi çalışma hayatınıza ilişkin durum nasıl? Gazetecilik yapıyorsunuz ve sürekli bir gündemle iç içe oluyorsunuz. Şöyle bir aylığına hiçbir şey yapmak istemediğiniz oluyor mu?
Benim ertesi gün işe gitmeyi istediğim zaman yok ki… Ben yine okurum, yine yazarım, heyecanlandığım bir yazı, kitap için çok da çalışırım. Mesele o değil. İçinde gerçek oksijenin olmadığı binalar, bipleyen kartlar, dönen bir sürü ertrikaya, lüzumsuz birsürü insana, üstelik emeğinizin tam karşılığı olmayan bir para için tahammül etme mecburiyeti bana çok koyuyor. Bakacağım bir çaresine…
» İşi olmayan insanlar toplumumuzda ayıplanıyor mu?
Sadece bizim toplumun değil, hangi aşamasında olursa olsun bütün kapitalist ülkelerin meselesi bu. İşsizlik kişisel bir yetersizlik nişanesi. Hatta kariyerinde yükselmek için yeterince arzu duymayan hırstan azade insanların da kendilerini eksik hissetmeleri için elinden geleni yapan bir sistem bu. Tembellik bunların ortasında bir lüks kalıyor. Bambaşka bir konu için söyleşi yaptığım Edirneli genç bir adama ne kadardır işsiz olduğunu sormuştum, üç aymış. “Daha önce ne yapıyordunuz” dedim “Aylaktım” diye cevap verdi. Çok şahaneydi… Böyle bir genişliğe ihtiyaç var belki…

Burçak Güven- Forbes Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

• Mesleğiniz gereği iş dünyasıyla içli dışlısınız. İşkolik olma durumu kariyer yükseldikçe artıyor mu?
İşkoliklik hem işadamlarında hem de yöneticilerde sık rastladığım bir durum. Yöneticinin unvanı ve pozisyonu yükseldikçe işkolikliği artıyor. Ama burada yumurta – tavuk hikâyesi var. işkolik olan mı yükseliyor yoksa yükselince mi işkolik oluyorlar, söylemek zor. İkisi için de makul sebepler var aslında. İş hayatında yükseldikçe, piramidin üst ama dar kısmına doğru geçtikçe kaybedilecekler ve riskler artıyor. Yönetici koltuğunu, dolgun maaşını, yan olanaklarını, iş dünyasındaki, toplumdaki ve ailesinin gözündeki statüsünü kaybetmekten daha fazla korkar oluyorlar. Çünkü başarı, güzel bir yaşam ve saygınlık getiriyor. Kaybedeceklerinin miktarı ve değeri artıyor. Bir de piramidin üst kısmında alternatifler azalıyor. Yani üst düzey bir pozisyondan düşünce, yapabileceği fazla iş kalmıyor. Çünkü kaç tane banka genel müdürü var ki? Ve de kaç banka yeni genel müdür arıyor ki kendisine? Ya da benzer bir pozisyonu kaybetmiş birini, kim bankasına genel müdür yapmak ister ki? Geri dönüp bir alt pozisyondan başlamak da kolay değil. Hatta birçokları için kabul edilebilir de değil. O yüzden birini işkolik yapmak istiyorsanız verin mevkiyi, iyi maaşı, bakın bakalım ne oluyor.
• İş adamlarında durum nasıl?
İşadamları arasındaki işkoliklik ise biraz daha farklı. Birinci nesil yani işi akıl eden, kuran, geliştiren, büyüten, paraları kazanıp başarılı olan işadamı işkolik oluyor. İkinci kuşağa geçildiğinde durum aniden değişiyor. Çünkü genelde ikinci kuşak Batı’da eğitim alıyor ve oralarda iş-özel yaşam dengesi felsefesi önemli. Spor, aile hayatı vs. önem verilen kavramlar. Zaten ikinci kuşak zorluğa ve yokluğa da doğmuyor. Bu yüzden işkolik olması, yırtmayı istemesi gerekmiyor. Kanıtlaması gereken tek şey, babasının gölgesinde kalmayacağı oluyor ikinci kuşağın. Ama babanın gölgesinde kalınca da dünyanın sonu gelmiyor çünkü o zaman da imdada pahalı oyuncaklar, hobiler, şöhret vs. yetişip teselli ediyor. İkinci kuşakta işkolikliğin devam ettiği -benim bildiğim- tek ligiyle çok meşhur bir işadamı. Oğlu Murat Ülker -medyadan çok uzak durduğu için detayına hâkim değiliz ama yanılmıyorsam ve holdingin performansı gösteriyor ki işkoliklik konusunda babasıyla yarışabilir.
• Siz görüştüğünüz, karşılaştığınız insanlarda bir yorgunluk ya da işten uzaklaşma isteği hissediyor musunuz?
Bu tip insanlarda yorgunluk ve işten uzaklaşma isteği gördüğümü söyleyemem çünkü genelde bu tip insanlar zaten işten, çalışmaktan, para kazanmaktan, başarıdan motive oluyorlar. Zaten bunlardan motive olmayan birini zorla işkolik yapamazsınız. Emeklerinin karşılığı da başarı olarak geldiğinde zaten bu, bir yaşam biçimine dönüşmüş oluyor. Tersine bu adamları işten uzaklaştırılanız esas o zaman çöküyorlar. Ya sağlıkları bozuluyor, hastalanıyorlar ya sudan çıkmış balığa dönüp mutsuz oluyorlar. Kalp krizi falan geçiriyorlar ya da koşa koşa işe dönüyorlar ve “Artık hayatımı yaşamak istiyorum, işten çekiliyorum” diyerek yerlerine getirdikleri profesyonelleri kovup eski hayatlarına geri dönüyorlar.
• İşe bağımlılık sizce çalışan insanları tek tipleştiren bir durum mu?
İşe bağımlılık çalışanları tek tipleştirmi-yor bence. Çünkü bunların her biri son derece zeki, yetenekli ve yaratıcı insanlar. Sadece ilgi ve enerjilerini bir alana kanalize ediyorlar. İşim gereği bu tip insanlara yakından baktığımda büyük farklar ve ilginç hikâyeler görüyorum ve onları çok renkli buluyorum. Ama yakın çevreleri, aileleri olmak zor ve sıkıcı olsa gerek. Çünkü o mesafeden tek tip ve çekilmez olduklarına ve sürekli iş konuşup, düşündüklerine eminim, ki hu Ha çekilmez bir durum…

Şule Atabey Şamlı-Eti Pazarlama Grup Başkanı

’10 günlük bir tatil…”

»İşiniz hayatınızda ne kadar yer kaplıyor?
İşim pazarlama olduğu için sadece mesai saatlerimle kısıtlı kalmıyor. Sokaktan geçen insanları, girip çıktığım mağazaları, gezdiğim yerleri de mesleğimin gözünden görüyorum. Çalışma tempomuz da oldukça yoğun.
» Peki işinizi seviyor musunuz?
Çok severek yaptığım bir işim var.
»İşiniz nedeniyle hayatınızda eksik kalan şeyler olduğunu düşünüyor musunuz?
Eksik kalmak değil ama ben bir anneyim ve her zaman çocuğumla daha çok zaman geçirmek isterim.
» Rahatça tatil yapma fırsatınız olsa ilk yapmak isteyeceğiniz şey nedir?
Ailemle beraber en az bir hafta ya da 10 günlük bir tatile çıkabilmek.

Ali Düzgün-Pazarlama Uzmanı

“Tersanelerde insanlar ölürken tembellik hakkı mı?”

» İşiniz hayatınızda ne kadar yer kaplıyor? İşinizle nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
İş, pek çoğumuzun olduğu gibi benim de hayatımın zaman olarak büyük kısmını kaplıyor. Çalışma saatlerimin belirli olmasına karşın işe gitmek ve dönmek için harcadığım zamanı da eklersek günün yarıdan fazlasını iş için harcıyorum. Kurduğum ilişkiye gelince; iş ve dışında kalan zamanları birbirinden ayırmaya özen gösteriyorum. Ancak bilgi transferi denen kavrara da katılıyorum. Gündelik hayatımda ya ia iş hayatımda edindiğim deneyimleri diğer tarafa uygulamaya çalışıyorum.
> “Çok yoruldum biraz nefes alıp kendimle ilgilenmek istiyorum” dediğiniz amanlar oluyor mu?
Kriz nedeniyle yaşadığım son iş değişikliğinde yeterince nefes alıp kendimle ilgilendim. Bir süredir böyle bir gereksinim issetmedim diyebilirim.
» Tembellik hakkı diye bir şeye inanıyor musunuz?
Tembellik hakkından ziyade ülkemizde yasal çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ve pratikte bunun daha sıkı denetlenmesi gerektiğine inanıyorum. İnsanların çalışırken hayatlarını kaybettiği, tersanelerde, ağır sanayide ölümüne çalışan insanlar varken tembelliğin hak olup olmadığının bir üst seviyede yani temel hakların sağlandığı düzeyde düşünülmesi gerekir diyebilirim.

Yusuf Müftüoğlu-Lorbi PR / iletişim Danışmanı

“Cep telefonumu almadan…”

» İşiniz hayatınızda ne kadar yer kaplıyor?
Hayatımın neredeyse yüzde 80’ini kaplıyor.
» Bu durumdan şikâyetçi misiniz?
Yok ben bunu hak ettim. İşime fazla odaklı yaşadım. Şaka bir yana şikâyetçiyim tabii ki. İnsanın kendine daha çok zaman ayırabilmesi, kendini daha çok dinleyebilmesi gerekiyor.
» Uzunca bir tatil yapma fırsatınız olsa ilk yapmak isteyeceğiniz şey nedir?
Şöyle yanıma cep telefonumu almadan çok sessiz bir yere gidip 10 gün hiçbir şey yapmadan yatmak istiyorum.

Simge Kızıltan-Reklamcı

“Çarşamba da tatil olsun, hafta sonu çabuk gelsin”

» İşiniz hayatınızda ne kadar yer kaplıyor?
Haftada 55 saat civarı ofis mesaim oluyor.
» Eve iş götürüyor musunuz?
Çok sık yapmamaya özen gösteriyorum ama işim gereği ofis dışında da çalışmam gerekiyor ve bu saat artıyor.
» Sizce insanların tembellik hakkı olmalı mı?
Tabii ki olmalı. Mesela ben cuma günleri ofise geldiğimde arkadaşlarıma “Size müjdem var, yarın işe gelmiyoruz” diyorum. Ayrıca çarşamba günlerinin de tatil edilmesini istiyorum. Böylelikle hafta son ha çabuk gelir. Buradan Ali Taran’ı da s te çalışma zorunluluğunu kaldırıp, çal:; larının evden çalışmasını sağladığı tebrik ediyorum. Bu karar umarım nek olur.

Şekip Mosturoğlu-Avukat-Fenerbahçe SK Yöneticisi

“Tembellik tatlı bir rüya”

»İşiniz hayatınızda ne kadar yer kaplıyor?
Haftanın altı gününde en az 7-8 saat çalışıyorum.
» Bu kadar çalışmaktan boğulduğunuz olmuyor mu?
Olmaz olur mu…
» Peki insanların tembellik hakkının ı duğunu düşünüyor musunuz?
Düşünüyorum da tabii ki bu tatlı bir riı Kulağa hoş geliyor ama gerçekte böyle birşey yok.
» Uzun bir ara verme şansınız olsa, ilk yapmak isteyeceğiniz şey nedir?
Çocuklarımla çok uzak bir yere gidip, onları dinleyebilmek, onlarla daha fazla ko şabilmek ve daha çok şey paylaşabilmek isterim.

Sibel Tekin-İnsan Kaynaklan Uzmanı

“Çalışmasam kendime zaman ayırabilirim”

» İşiniz hayatın ne kadarını kaplıyor?
İşim hayatımın’ 80’ini kaplıyor.
» Mesai saatleri dışında çok çalışıyor musunuz?
Çok değil.
»İşinizin hayatınızı çok etkilediğini şünüyor musunuz?
E tabii ki. Tüm hayatımı etkiliyor.
» Bir boşluk olmasını ister misiniz? Mesela iki ay çalışmayıp kaldığınız yere devam etmek ister misiniz?
Evet. Çalışmasam kendime daha çok zaj man ayırabilirim. Hafta sonlarımı koşturarak geçirmek zorunda kalmam. Sevdiklerrimle daha rahat görüşebilirim.

Y.Aktüel

Categories: Toplum Yaşam