Archive

Archive for June, 2008

Domates ve enginarın eğitime faydaları

enginar1Okan Şahin, Manisa Şehit Gürkan Gökçek İlköğretim Okulu’nun müdürü. Okulun bahçesinde öğrencilerle birlikte yetiştirdiği domates ve enginarların geliriyle, tam donanımlı bir eğitim yuvası haline getirdiği bu köy okulunun, resim atölyesi, fen laboratuvarı, spor alanları ve hızlı internet bağlantısı bile var! Yeşilköy’ün çocukları artık geleceğe daha umutlu bakıyor.

Manisa’ya bağlı Yeşilköy’de bulunan Şehit Gürkan Gökçek İlköğretim Okulu, domates ve enginarın eğitime de faydalı sebzeler olduğunu kanıtladı. 2004’te okula müdür olarak atanan ve eşiyle beraber Manisa’da yaşayan Okan Şahin, köyde yalnız kalınca boş zamanlarını değerlendirmek ve köyün verimli topraklarından yararlanmak için önce okulun arkasındaki bahçeye domates ekmiş. Daha sonra bunun okuldaki şartları iyileştirmek için maddi kaynak oluşturabileceğini fark eden Şahin, geçen yıl domates ekiminden elde ettiği 7 bin YTL gelirle,  şimdi kütüphane ve bilgisayar laboratuvarı olarak kullandıkları ek binaların masrafını çıkarmış. Ek bina inşaatıyla beraber ekim alanı azalınca, daha fazla gelir getiren enginar ekimine geçilmiş. Okulun temel ihtiyaçları şimdi enginarların satışından gelen parayla karşılanıyor.

Yaptıklarıyla okulun ve köyün çehresini değiştiren müdür Okan Şahin’le görüşmek ve neyin ne olduğunu yerinde görmek için Manisa yollarına düşüyoruz. Milli Eğitim’de hiyerarşi önemlidir biliyorsunuz, dolayısıyla biz de ilk iş olarak Manisa Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gideceğiz. Okulda yapılanlarla ilgili bir ön bilgi istediğimiz Milli Eğitim Müdür Vekili Müşahit Bey, okulda 2004’ten beri yapılan değişikliklerle ilgili bir yazılı belge veriyor önce, ardından “Başarının mimarları köyde. Hem biz ne yaptık ki, asıl konuşması gereken onlar” diyerek Yeşilköy’e gitmemizi söylüyor. Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden yola çıkıyoruz.

enginar2Köyde bizi bekleyen Okan Öğretmen’le birlikte çevre temizliği etkinlikleri nedeniyle Gediz kıyısında olan öğrencilerin yanına gidiyoruz. Çocuklar bu işi angarya olarak görmesinler diye öğretmenleri bir piknik organize etmiş. Kahkahalar atarak nehir çevresini temizleyen çocuklar ve öğretmenlerin yanına giderken Okan Şahin, “Biz her şeyi eğlenerek yapmaya alıştık” diyerek söze başlıyor.

Önce köy hakkında bilgi ediniyoruz. Yeşilköy verimli toprakları nedeniyle göç alıyormuş… Yazları Güneydoğu’dan çalışmak için gelen işçilerin bir bölümü de buraya yerleşmiş. Köyün yerlileri Yörük, bir de Balkan göçmenleri var. Ezberlerimiz bize bu etnik grupların arasında sorun çıkacağını söylüyor. Ancak okulun öğretmenleri birlikte oynayan çocukları gösterip “Sorun var gibi mi görünüyor?” diyorlar.

Pikniğin sonuna yetişmişiz, okula dönüyoruz. Çocukların bir kısmı bizimle okula geliyor. Öğretmenler, öğrenciler ve okulun emektarlarıyla bahçede çay içerken domates ve enginar yetiştirme meselesini soruyoruz. Okan Öğretmen anlatmaya başlıyor: “2004’te okula tayinim çıktı. Bu benim bir köy okulundaki ilk görevimdi. Ama ben de köy çocuğuyum, Kahramanmaraş’ın bir köyünde altı kardeşimle büyüdüm. Hepimiz okumaya çok hevesliydik ve öyle öğretmen oldum. Buraya geldiğimde iki bina vardı, ana bina harabe halindeydi. İdare odası olarak muhtarlığın deposunu kullanmaya başladık. Harabenin yıkımı için bir sürü yazışma yapılmış ama sonuç alınamamış. Bakanlıkta işi takip edince iki ayda binanın yıkımını tamamladık. İnşaat artıklarını satarak kâr bile ettik. Harabeden temizlenen alanı, çocukların oyun oynayabilmesi için hemen çim saha haline getirdik. Bakımı zor olduğu için sonradan toprak sahaya döndük ama olsun.”

Şu anda okulda sahanın haricinde, bilgisayar odası, fen laboratuvarı, resim atölyesi ve anasınıfı var. Okan Şahin bu olanakların nasıl yaratıldığını şöyle anlatıyor: “Aklıma İzmit’te depremden sonra kullanılıp kalıcıları yapıldıktan sonra boşaltılan prefabrik konutlar geldi. Gerekli izinleri aldık, yıkımdan elde ettiğimiz gelirle 10 prefabrik konut alıp okulun bahçesine yerleştirdik. Dördü bizim için yeterliydi, kalanları çevredeki köy okullarına dağıttık. Asıl mesele domates ekmek değil buydu.” İş bu atölyelerin, kütüphanenin ve laboratuvarın donatılması meselesine gelince domatesler devreye girmiş. Başta perakende olarak pazarda satılan domatesler yerel basının ilgisini çekince, Migros domatesleri toptan satın almış. Atölye, kütüphane, bilgisayar odası ve fen laboratuvarı domates parasıyla donatılmış, hatta artan parayla okula bir de ek bina yapılmış. Okulun ek binası tamamlanınca, prefabrik binalar ihtiyacı olan başka okullara verilecek. Okan Öğretmen çevre köylerdeki okullarla da iletişim halinde. Buradaki eğitim kalitesi yükselince, okulları yetersiz kalan diğer köylerin çocukları da bu okula gelmeye başlamış.

Eğlenceli okul da oluyormuş

Son üç yıldır eğitim kalitesi yükselen okuldan mezun bir öğrencinin velisiyle de görüşüyoruz. Kızının bu yıl Manisa Anadolu Lisesi’ne başladığını, ilk dönem teşekkür belgesi getirdiğini söylüyor. Eskiden kızlar okula bile gönderilmezken gelinen noktaya işaret ediyor köy ahalisi. Artık köydeki çocukların tamamı okula kayıtlı. Çocuklar da hallerinden memnun, köyün en eğlenceli yeri gerçekten de okul. Anasınıfı öğretmeni Fatma Namber, çocukların okul döneminden iki yıl önce anasınıfına kaydolduklarını söylüyor. Genç öğretmen yaşadığı süreci şöyle anlatıyor: “Geldim ve çok şaşırdım. Buradaki insanlar tuhaf bir çaba içindeydi. Domates, enginar derken bir baktım ki ben de bu güzel öykünün parçası olmuşum.”

Okulun bahçesinde bir voleybol, bir basketbol, bir de futbol sahası var. Müdür yardımcısı ve müdür bey aynı odaya geçmişler, boşalttıkları yeri de masa tenisine ayırmışlar. Bir minik futbol takımı, bir kız voleybol takımı ve 22’şer kişilik iki ayrı halk oyunları ekibi kurmuşlar. Çevre köylerdeki okullarda öğretmenler bir iki yılda okullardan ayrılırken buraya gelenler ayrılmak istemiyormuş. Okan Şahin bunun sebebini “Motivasyon için de çalışmalar yaptık” diyerek açıklıyor. Örneğin başarılı öğretmenlerin belgelerle ödüllendirilmesi sağlanmış. Ayrıca öğle aralarında Okan Öğretmen’in düzenlediği mangal partileri var. E bir de ortada mutlu öğrenciler olunca öğretmen kadrosu daralacağına genişlemiş. Okulun namı Manisa’ya kadar yayılmış. Dört öğrenci eğitim kalitesi nedeniyle Manisa’nın merkezinden bu okula geliyor.

Bu yıl bahçeye enginar ekilmiş. Enginar bahçesine geçiyoruz, çocuklar ve Okan Öğretmen kolları sıvayıp enginarları topluyorlar. Torbalanan enginarları köylüler satın alıyor, okulun ihtiyaçları bu gelirle sağlanıyor yine. “Toprak, okulun bahçesinde de karşıdaki evin bahçesinde de aynı” diyor müdür bey. Tembellikten dert yanıyor. Köyün sorununun fakirlik değil, tembellik ve cehalet olduğu kanısında.

“Köylülerin, çocukları eğitildiğinde ne kazanacaklarını bile bilmediklerini, “Nasıl olsa toprakta çalışır, hayatlarını kurtarırlar” düşüncesinin hâkim olduğunu, verdikleri mücadelenin buna karşı olduğunu söylüyor Okan Öğretmen ve devam ediyor: “Bu köyün eski adı ‘Geriköy’müş. Manisa’yla buranın arasında yol olmadığı zamanlarda, şehre Saruhan’dan dolanarak gidilirmiş. O nedenle köyün adı böyle konmuş. Ne zaman yollar açılmış, insanlar bu köyün farkına varmışlar.”

Yeşilköy’deki insanlar topraktan gelir elde edebildikleri için okumayı önemsememişler. Ancak okul bu kadar çok öğrenciye kaliteli bir eğitim verince, veliler de okul öğretmenlerine çok büyük saygı duymaya başlamış. Okan Öğretmen ne istese yapılıyor okula. Geriköy’ün zihinleri yeşeriyor, Yeşilköy yeni adını artık daha çok hak ediyor. Bir iz bırakmanın peşinde olan bir öğretmen, bir köyün kaderini değiştiriyor. Birçok akıllının “delilik” diyeceği işleri, Okan Öğretmen yavaşça hallediyor.

Categories: Toplum Yaşam Tags: , ,

“Bilardo Oynasak Daha Mı İyi?”

pesPES (Pro Evolution Soccer), oyuncuların ve futbol takımlarının gerçeğe çok yakın bir şekilde dijital ortamda tasarlanmış hâli. Futbolcuların yüz ve vücut çizimleri, teknik özellikleri, stadyumlar, futbol topu, taraftarlar, hakem, formalar, maçı anlatan spikerler ve futbola ilişkin tüm detaylar oyunda var. Yalnızca futbolcuların değil, dünyanın her köşesinde yüz ilyonlarca insanın ilgi odağı durumundaki PES’i başta milli futbolcular olmak üzere ünlü ünsüz tutkunlarına, bağımlılarına sorduk: Sizce PES iddia edildiği gibi lüzumsuz bir uğraş mı?

NTV’de yayınlanan “90 Dakika” adlı futbol-yorum programının gündeme taşıdığı konulardan biri e Millî Takım kampındaki futbolcuların Playstation oynaması oldu. 19 Mayıs tarihli  programda Mehmet Y. Yılmaz “Milli futbolcular Playstation oynuyormuş. Bence son derece  gereksiz bir uğraş. Bu adamların kız arkadaşları, eşleri, sevgilileri yok mu” deyip bu oyunla futbolcuların asosyalleştiğini iddia ederken, Hıncal Uluç “20-27 yaşında adamların Playstation falan oynamaları ne garip. Çocuk mu bunlar?”  diye soruyordu. Programın trendlere ve yeniliklere daha duyarlı olan kanadı Haşmet Babaoğlu ise futbolcuların da normal insanlar gibi sevgilileri, arkadaşları olduğuna dikkat çekti ve Playstation’ın yasaklanması durumunda oyuncuların futbolu bırakma noktasına dahi gelebileceğini iddia etti.
Futbolcuların en önemli hobilerinin başında olan bu oyunla ilgili ilk büyük tartışma 2005 yılında Milan’ın savunma oyuncusu Alessandro Nesta’nın geçirdiği cerrahi operasyonla başlamıştı. Sürekli PES oynamaktan dolayı sol başparmağında lezyon oluşan İtalyan savunma oyuncusu, bu nedenle ameliyat masasına yatmış ve tam bir ay sahalardan uzak kalmıştı.

Bizimkinden aşağı kalır yanı olmayan İtalyan spor medyası da bu oyuncuyu tefe koyma fırsatını kaçırmamıştı. Biz de bu bilgiler doğrultusunda PES oynayan futbolculara sorduk, acaba PES söylendiği kadar tehlikeli bir oyun mu? Ara transferde Ukrayna’nın Metalurg Donetsk takımına imza atan PES
tutkunu Erol Bulut, oyundaki en büyük rakibinin Jordi Cruyff olduğunu söylüyor; aralarında kıran kırana maçlar oluyormuş. Uluç ve Yılmaz’ın eleştirilerine “Playstation yokken de kamplarda bilardo oynuyorduk, çok mu farklı” yanıtı veren Erol, Serkan Korkmaz’ın Kanal 24 ekranlarında hazırladığı ve futbolcularla ünlülerin Playstation oynadığı programa katılmış ve eski takımı Olympiakos’la ezeli rakibi Panathinaikos’a karşı oynayıp bir de gol atmıştı! Playstation ve Serkan Korkmaz aklımıza gelince yolumuz haliyle  Kanal 24’ün spor servisine düşüyor. Programda yaşadıklarını sorduğumuz Serkan Korkmaz  sohbete “PES’i ilk oynayışımda Acun Ilıcalı’yı 3-1 yendim. Lütfen bunu özellikle yazın” diyerek başlıyor. PES’i en iyi oynayan futbolcunun Okan Buruk olduğunu söyleyen Korkmaz, oyunun futbolculara taktik beceri kazandırdığı kanısında.

Volkan’a çekici gelen kendini sanal sahada görmek

Tartışılan milli takım futbolcularının oyun tutkusu olunca, milli takım kampını da arıyoruz. Karşımızda PES tutkusu bilinen kaleci Volkan var. Volkan söze “kesinlikle bağımlı değilim” diye başlıyor. Sadece kamplarda takım arkadaşlarıyla oynadığını söyleyen Volkan, PES’te EURO 2008 provası yapmadıklarının, herkesin kendi takımıyla oynadığının altını özellikle çiziyor.
PES’in Volkan’a en çekici gelen kısmıysa kendini sahada görmek. Oyunda kendisinin iyi tasarlandığını belirten Volkan “İyi oynadığımın sahaya yansıması bana gurur veriyor” diyor. PES’i çok seven oyuncuların yanında, sevmeyen de var. Fenerbahçeli Kemal Aslan, bu oyunun çocukların futbol yaratıcılıklarının önüne geçtiğini düşünüyor. Kemal, çocukluğunda da atari
salonlarına gitmek yerine sokakta futbol oynamayı tercih etmiş: “Sonuçta oyun birileri tarafından yazılmış, bir format var. Oysa sokakta içinden geldiği gibi oynarsın ve yaptığın hareketler senin yaratıcılığına bağlıdır.” Kemal futbolun geleceği açısından oyun salgınının tehlikeli olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Özellikle metropollerde oyun alanları kalmadı. Bu tür oyunlar bu ihtiyacı kapatıyor aslında. Apartmana kapanmış çocukların yaratıcılıklarının
gelişmesi çok zor. Onlar da oyuna veriyor kendini.” Spor basınının ünlü isimlerinden NTV spikeri Güntekin Onay ise PES oynayan futbolcuların eleştirilmesine karşı çıkıyor: “Futbolcular uzun kamp dönemleri geçiriyor. Günde çift antrenman yapılsa bile çok fazla boş zaman oluyor ve futbolcular da genç insanlar. Gençliğin trendleri neyse onlar da onu yapıyor. Babam teknik direktör olduğu için çocukluğum kamp yapılan otellerde geçti. Eskiden okey, kâğıt ya da bilardo oynanırdı. Şimdi PES oynuyorlar. Ne farkı var ki? Playstation oynamasalar en iyi ihtimalle televizyonda zapping yapacaklar.”
Onay’a göre oyunun gerçekçilikten en uzak tarafı futbolun psikolojik yönü. “PES’te şakır şakır goller atan Adriano, psikolojik sorunları nedeniyle neredeyse bir yıl top oynamadı” diyor. Oyunun bir simülasyon olduğunun altını çizen Güntekin Onay, bunun reel futbolla taktiksel olarak, oyuncu özelinde de hızlı karar verme becerisi açısından benzeştiğini söylüyor. Futbolcuların oyunu daha iyi oynamasının altında yatan nedenin de oyunculardaki hızlı karar verme yeteneğinin kemikleşmiş olması. İşi bir adım daha ileri götürüp reel futbolun da taktiksel olarak PES’ten yararlandığını savunan Onay’a göre Arsenal’in 2’ye 1 atak taktikleri PES’tekiyle birebir aynı. Onay ve arkadaşları EURO 2008’i PES’te oynatmışlar, şampiyon İspanya olmuş. Portekiz de sandığımız kadar iyi değilmiş!

İş çıkışı PES’e koşanlar

Elbette PES’in tek tutkunu milli futbolcular ya da ünlü simalar değil. Dünyanın dört bir yanında yüz milyonlarca insan oyun konsolunun karşısından saatlerce kalkmadan bu oyunu oynuyor. Türkiye’de oyun konsolu alım gücüne göre pahalı olduğu için evlerde çok yaygın değil, neyse ki kent sokaklarında bol bol  Playstation Cafe var. En iyisi buralara gidip,
“ünsüzler” arasında bu salgının nasıl yayıldığını görmek… 80’li ve 90’lı yıllardan zihinlerimize kazınmış “Atari salonu”, 2000’lerde yayılmış internet kafe algısından kaynaklı bir önyargıyla bu yeni kuşak eğlence merkezlerinden birine giriyoruz. Ancak manzarayla kafamızda kurduğumuz oyun salonu arasında çok fark var. Kadıköy’deki Sihir Cafe, eski bir binanın üçüncü katında. Ahşap, kakmalı kapılardan geçiyoruz. IKEA’dan döşenmiş, 4-5 farklı
oyun odası var. Tüm odalarda PES açık ve cevval erkekler heyecanla oynuyorlar. Oyunculardan Altar Kartal, 29 yaşında bir grafik tasarımcı. Arkadaşı Mehmet İren’le PES başına oturmuşlar, EURO 2008’de Türkiye’nin vereceği ilk sınav olan Portekiz-Türkiye maçının denemelerini yapıyorlar.
Mehmet’e neden Portekiz’i aldığını soruyoruz, “Benim milliyetçi hassasiyetlerim arkadaşınki kadar fazla değil” diyor. Altar aslında oyunu evde arkadaşlarıyla oynamaktan hoşlandığını ama kız arkadaşının artık buna izin vermediğini belirtiyor. O sebeple buradalar. Altar işi daha fazla ciddiye alıyor. İlk sorumuza “Oyun oynarken başka bir şeye konsantre olamıyorum,
oyundan sonra konuşsak olmaz mı” yanıtını alınca evde oynamasını yasaklayan kız arkadaşına hak vermeden edemiyoruz. Neyse ki oyun bitince konuşmaya başlıyor. İş çıkışlarında PES’e gitmek onun için bir sosyalleşme aracı değil, rahatlama vesilesiymiş. Altar, PES’in gerçek futboldan üstün olduğuna neden inandığını da şöyle anlatıyor: “PES mükemmel bir oyun.
Galatasaray-Fenerbahçe maçını tribünden izlersin; biri kazanmış biri kaybetmiştir. Maçtan çıkınca oyun hakkında fazla düşünmezsin, işin getirisi götürüsü kulüplere kalır. Paylaşılacaklar ikisinin arasında paylaşılır, maçtan sonra senin konuyla bir ilgin kalmaz.” Diğer oyunseverimiz Tan Can 25 yaşında. Üniversite, iş hayatı derken PES’in hayatında kapladığı alan azalmış. Azalmış hâli haftada iki defa, her oturuşta beşer saat. “Dershane zamanlarında her gün oynuyorduk. Oyunun heyecanına, dersten kaçmanın zevki de ekleniyordu” diyor. Tan Can, iki formsuz takımın maçını izlemektense PES oynamayı tercih ediyormuş. Sihir Cafe’nin sahibi Ümit 28 yaşında bir tekstilci. Ancak asıl zevki PES oynamak olduğu için altı ay önce bu kafeyi açmış. Müşteriler evde aile ve komşular nedeniyle bağıra çağıra oynayamadığından soluğu burada alıyormuş. PES oynamaya gelenlerin 22-23 yaşının üstündeki insanlar olduğunu belirtiyor. “Oturup beş saat oynayanlar da var, yarım saatliğine ihtiyaç giderir gibi oynayıp gidenler de” diyor. Maç saatleri kafe boş oluyormuş ama gerçekte yenilen takımın taraftarları hızını alamayıp PES başında maçın intikamının peşine düşüyorlarmış: “EURO 2008’de Portekiz, Türkiye’yi yenerse bizim işler açılır” diyor. Yener mi diye soruyoruz, yanıtı: “Yenmesi lâzım, yoksa fena!”

“Sonuçta futbol da PES de oyun”

Tüm bu konuşmaların ışığında Anadolu Üniversitesi, İletişim Bölümü öğretim üyelerinden Ufuk Eriş’ten konuyu değerlendirmesini istiyoruz. Eriş konuya Marx’ın yabancılaşma kavramından yaklaşıyor: “Türü tür yapan şey, onun yaşam aktivitesidir. Kaplanın avlanması gibi. Otlanmaya başlayan kaplan türsel varoluşuna yabancılaşmış demektir. Oyun da insan için
böyledir. Eğer insan gerçek eylemi yerine getiremezse türüne yabancılaşmış kabul edilir. Benjamin bu durumu ‘gündelik yaşamda yönelim kaybı’ olarak açıklıyor. Futbolun da PES’in de ayrı gerçeklikleri var. Sonuçta ikisi de oyun. Bir futbol maçı izleyenle, PES oynayan kişi arasında fazla bir fark yok. Futbol, kendi aktörleri (futbolcular, teknik direktörler, kulüp yöneticileri) tarafından, PES de oyunun yazılımcıları tarafından kurgulanıyor. Futbol izleyicisi de PES oyuncusu da bu kurguların yönlendiricileri doğrultusunda eğlenceye dahil
oluyor. Aynı televizyon gibi. Beyaz camda görünen başkalarının eğlencesi. Televizyon seyircisi, onların eğlencelerine bakarak eğleniyor.” Eriş, sadece PES özelinde değil, “oyun” kavramı temelinde durumu değerlendirip, insanların izleyici olduğu durumlarda, oyuncu olmaya doğru yönelim gösterdiğine dikkat çekiyor. Ufuk Eriş, kentte yaşayan bireyin iki temel yaşam alanı olduğunu söylüyor. Biri iş yeri, diğeriyse evi. Birey bu iki alanda da özne konumuna geçemeyip, kendini var edemediğini hissettiğinde oyuna yöneliyor. Ufuk Eriş oyun dilini yaratanlarla oyunu oynayanların farklı kişiler olduğunu söylüyor. İş oyun tutkunlarının “Kontrol bende” dediği gibi değil yani. Kontrol yazılımcılarda. Eriş, oyuncuların o hayatı üreten değil işleten kişiler olduğuna dikkat çekiyor.Yani oyuncular kendilerini ne kadar özne olarak hissederse hissetsin aslında işin nesnesi konumundalar.

Y.Aktüel